Salda Gölü ve Kaklık Mağarası Bonus

Uzun zamandır fırsat yaratmaya çalıştığımız Salda Gölü bizim için hafta sonu kaçamağı yapabileceğimiz bir güzergahta değil. Bayram için ise tek istediğimiz herkesin tercih edeceği yerlerden uzak durmak ve olabildiğince sessiz keyifli bir yerdi. O yüzden Salda Gölü’nü hemen plana aldık. Fakat çeşitli sebeplerden dolayı kamp alanını değil göl kıyısında tek otel olan Hotel Lago di Salda’yı tercih ettik.

Salda Gölü Nerede?

Navigasyonla ilgili belirtmek zorunda olduğum bir detay var. Afyon – Denizli güzergahından gelenler için Acıgöl’ü geçtikten sonra Çardak Havaalanı yakınlarında sizi birden sola köy yollarına sokuyor. Bu yol dağ köylerini ve mermer ocaklarının çevresinden dolaştırarak sizi Yeşilova ilçesine indiriyor. Bu kestirme bize yaklaşık 45 dk’lık zaman kazandırdı fakat yarım depo benzinle ne kadar süreceğini bilmediğiniz çorak topraklar arasında ilerlemek bize biraz ürkütücü gelmişti. Tırmandıkça tırmanıyor ve çevreye baktığınızda yalnızca mermer ocaklarını görüyorsunuz. Otele vardığımızda resepsiyonu benzer şikayetle arayanlar olduğunu öğrendik ve bu bilgi araştırmalarımızdan hiçbirinde karşımıza çıkmadığı için özellikle belirtmek istedim. Belki bu yazıdan sonra birkaçınız bizim keyfini süremediğimiz yollardan keyifle geçer.

Türkiye’nin Maldivleri, Mars gezegeniyle benzer özellikler taşıyor vesaire… Bunların haricinde Salda Gölü’nün havası nötr havaya sahip ender bölgelerden birisi. Yani havada ne + iyonlar ne de – iyonlar fazla. Bu da insanların var olduğuna inandığı iyileştirici özelliğinin açıklaması olarak belirtiliyor.

 

Biz Salda’ya Eylül ayında gittik. Gündüzleri gölgede üşüdük, güneşe çıktığımızda yandık ama ısınamadık. Geceleri ise resmen donduk. İlk gece Yeşilova Belediyesi Halk Plajı ve Kampı’nda arkadaşlarımızı ziyarete gittiğimizde gördük ki kamp alanındaki çadırlar biraz istiflenmiş şekilde. Bunu güvenli bulanlar olsa da çadırlarını diğerlerinden uzağa kurmayı tercih eden arkadaşlarımızın yerini daha keyifli bulduk. Kamp alanının yakınındaki çay bahçesinde alkolden dondurmaya herşeyi bulabilieceğinizi ve minimum ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğinizi, isterseniz rakı masası bile kurabileceğinizi -meraklılarına- özellikle belirtmek isterim. Kamp alanının sahilinde pek Maldivlerden eser yok. Fakat daha ağaçlık, dolayısıyla gölgesi bol bir alan. Otelin önündeyse göle keyifle girebileceğiniz gölgesi, şemsiyesi olmayan bir alan var.
Çevrede karşılaştığınız herkesin “gerçek Maldivler”den bahsettiğini duyacaksınız. Burası gitmeden önce araştırma yaptığınız sırada karşılaştığınız fotoğrafların çekildiği yer. Turkuazın ve çivit mavisinin asıl pozlarını verdiği, yalnızca dalga seslerini duyduğunuz huzurlu bir yer. Buraya otele 5 km mesafede olan Salda Köyü’nden geçerek gidebilirsiniz. Böylece kendinize köyü görmek için de bahane yaratmış olursunuz.
Yoldan ayrıldığınızda beyaz kumların üzerinde görece sert yolların olduğunu göreceksiniz. Arabanızla kıyıya kadar ilerleyebiliyorsunuz fakat hemen yoldan çıkıp sahile dik ilerlemeyi denemeyin. Kum tepecikleri ve yer yer sertleşmemiş kum ilerlemeyi zorlaştırıyor, tehlikeli hale sokuyor. Onun yerine yolu takip edin ve en uçtaki kum tepesinden dolaşan yolu takip edin. Uygun olduğunu düşündüğünüz yerden sahile kadar ilerleyebilirsiniz. Bunları yazıyor olmam sizi buna teşvik ettiğim anlamına gelmesin, arabasını yumuşak kumda bırakıp çıkmakta zorlananlarla karşılaştık.
Daha önce de bahsettiğim gibi burası bir plaja en çok benzeyen yerlerden biri olsa da bir tesis yok. Şemsiyeler, şezlonglar, kabinler yok. Genel olarak bu çevrede telefonlar kısıtlı çekiyor.

Yeşilova ilçesi Salda’ya 3 km mesafede. İlgililere cumartesi günü pazarı var, duyurulur. Bunların haricinde en yakın hastane, eczane, benzin istasyonu ve market bulabileceğiniz görece hareketli bir yer. Kamp yapalım, otelde konaklayalım bu ayrıntıları bilmek benim hoşuma gider.

Salda Gölü’nde yüzülür mü?

Salda gölünde yüzülüyor fakat bu sizi yüzmeye teşvik ettiğimiz anlamına gelmemeli. Ben ve birlikte gittiğim arkadaşlarım çoçukluklarını İznik Gölü’nde ve derelerde yüzerek geçirmiş, iyi yüzen insanlar olarak göle girmekte bir saniye bile tereddüt etmedik. Tatlı suda yüzmenin yorucu olduğunu, genelde göllerin su yılanlarının yaşam alanları olduğunu ve insanların batak dedikleri ince milli yada killi doğalarının olduğunu bilerek gittik. Kıyılardan girerken battık da fakat ilerlediğinizde yumuşak kum hissinden başka bir şey kalmıyor ayağınızın altında.

 

Anladığımız kadarıyla Salda Gölü insanlar tarafından biliniyor, merak ediliyor fakat korkuluyor. İnsanların çoğu buraya güneydeki tatillerinden dönüşte mola vermek ve gölle tanışmak üzere geliyorlar. Fakat çoğu kil maskesi ve birkaç selfiden öteye geçemiyor. Tavsiyemiz gölle yüzme biliyor olmanız koşulu ile gerçek anlamda tanışmaktan korkmamanız. Salda tatilinizin süresini belirlemek için eğlence anlayışınızın ve tatilden beklentinizin ne olduğu önemli. Biz Salda’ya 5 gün ayırmıştık fakat 3 tam günümüzü orada geçirdik ve doyamadık. Oraya giderken bir buçuk saat mesafede görmeyi özlediğimiz yerler olduğunu biliyorduk. Biri Pamukkale diğeriyse İnsuyu Mağarası.

 

Salda Gölünün kıyısından Denizli yönünde ilerlediğinizde yaklaşık bir buçuk saat sonra Pamukkale’ye ulaşıyorsunuz. Günümüzün çoğunu Kleopatra Havuzu (Antik Yüzme Havuzu)’nda geçirmeyi planladığımızdan güney kapısından giriş yaptık. Giriş bileti yalnızca travertenleri ve Hierapolis Antik Kenti’ni kapsıyor ve 35 TL (müzekart çıkartmak isterseniz 40 – 50 TL, malum kredi kartınızda geçerli oluyor). Antik kenti özgürce dolaşabilirsiniz fakat kazılar ve restorasyon devam ettiği için amfitiyatroya giriş kısıtlı.

 

Kleopatra Havuzu’nun yanından geçip ilerlediğinizde travertenlere ulaşıyorsunuz. Buraya ilk kez ailemle 9 yaşında gelmiştim ve aradaki 20 yılda yapılan iyileştirmelerin işe yaramış olması beni çok mutlu etti. Kocaman olup travertenlerde yüzememekse üzdü. Üst girişin solunda bulunan korumadaki minik travertenleri görmeyi de ihmal etmeyin. Antik Havuz’a geri döndüğünüzde havuzda yüzmek istemiyorsanız sorun yok bedava dolaşabilirsiniz. Fakat havuzda yüzmek için 32 TL verip bilet almanız gerekiyor. İçeride kabinler temiz (saç kurutma makinası ücrete dahil), dolaplar depozitolu (10 TL/dolap, anahtar teslimde paranız iade). Tesisteki yiyecekler ve fiyatlar, çalışanların tavrı sinir bozucu, bunlara maruz kalmamak için yanınızda mutlaka birşeyler götürün derim. Ayrıca havuza girerken yanınızda mutlaka su altına bakabileceğiniz bir gözlük bulundurun. Havuza girerken biletinizi teslim ettiğiniz için “birazdan tekrar gireriz.” diyemiyorsunuz, havuzdan çıktığınızda bir daha girememeyi göze almalısınız. Havuz 20.30’a kadar açık, yaklaşık 18.00’den sonra da görece boş oluyor. Son olarak da bu antik “soda” havuzunda 2 saatten fazla bulunmak doktorlar tarafından tavsiye edilmemekteymiş.
Diğer günlerimizden birini de Burdur’da bulunan İnsuyu Mağarası’na ayırdık. Mağaraya Burdur yönünden tabelaları takip ederek ulaşabilirsiniz.
Mağaraya giriş: 15 TL/kişi.
Bu bölgede çok fazla mağara var fakat henüz bazıları henüz yeni keşfedildiğinden turizme açılmış durumda değil. Bunun aksi bir durumda da mağaralara girmek tehlikeli olacağından yeltenmedik bile. Pamukkale gibi buraya da en son 20 yıl önce gitmiş olduğumda mağaradaki Dilek Gölü ve Büyük Göl adlarının hakkını veriyordu. Bu ziyaretimizdeyse yalnızca Büyük Göl’ün dibinde bir miktar su kaldığını görmek ilginçti. Mağaranın ekolojisi açısından bu kötü mü bilemedik. Fakat yılm olmuş 2016 hala okuma yazma bilmeyenler ya da okuduğunu umursamayanlar var: yürüyüş yolunun dışına çıkıp fotoğraf çektirenler, sarkıt ve dikitlere tekme atanlar…

 

Tatilin Bonusu: Kaklık Mağarası

Dönüşte ailemizden aldığımız her sarı (eskiden) ve kahverengi tabelaya girme kültürü karşımıza bu yeraltı Pamukkalesi’ni çıkarttı. Denizli güzergahında …. giderken gördüğümüz Kaklık Mağarası – 4 km tabelasından saptık. Otoparktan başlayan kükürt kokusu aslında ne ile karşılaşacağımızın habercisi gibiydi. Yine de büyülendik.

 

Mağaranın girişinden sağ tarafa doğru ilerlediğinizde yüzme havuzu olduğunu görebilirsiniz. Biz havuzlara girmedik ama kükürtlü suyun keyfini çıkaranlar vardı. Otoparkın sağ tarafında ise karaya köprü ile birleştirilmiş yüzülmeyen doğal, su kağlumbağalarının bulunduğu bir havuz var.

Diğer tavsiyeler

Salda Gölü’ne gittiğinizde zaten göl kıyısında yürüyüş yaparsınız ama kafa lambanızla ya da fenerinizle termosunuzda sıcak suyunuzla gece yürüşünü daha çok tavsiye ederiz. Gittiğimiz dönemde dolunay olduğundan yıldızların keyfini tam sürememiş olsak da gece beyaz kumlara uzanıp yıldızların altında sıcak bir çay içmekten büyük keyif alacaksınız.
Arkadaşlarınla paylaşmak ister misin?

Yayınlayan

Burcu Bayram

Yıllardır gezen ancak paylaşım konusunda çekinik kalan çift. Seyahat araştırmaları sırasında bulamadıklarını yazıyor olacaklar.

Bir cevap yazın